Marks'ta eleştiri ne anlama gelir?

              Burjuvazi, on yedinci yüzyılda yükselirken dine karşı aklın yol göstericiliğini savunuyordu. Çünkü eski egemenleri egemen kılan geleneksel yaşam tarzı, din ideolojisi ve örgütlenmesi etrafında kutsallaştırılmıştı. Bundan ötürü, din eleştirisi özellikle burjuvazinin ilk yükseliş dönemlerinde revaçtaydı. Burjuva sözcülere göre toplum dinsel dogmaların, batıl itikatların, cehaletin karanlığından kurtarılmalı ve pozitif bilimlerin aydınlığına kavuşturulmalıydı. Çağ aydınlanma çağıydı. Hayatta en hakiki mürşit ilimdi, fendi.

              Aydınlanmaya göre din, halkı kasvetli bir uyuşukluk içinde tutan zihinsel bir prangaydı. Eski egemenler bu zihinsel prangadan yararlanarak, toplumu itaatkâr cemaat yapılanmaları içine hapsetmişti. Toplumun özgürleşmesi için eski egemenlerle birlikte din de devlet alanından kovulmalı, yani laiklik benimsenmeliydi.

              Aydınlanmacı siyasetin pozitif bilim, Cumhuriyet ve laiklik söylemiyle şifrelediği toplum burjuva toplumdu. Aydınlanma, toplumun özgürleşmesinden, kişilere bağımlılığa dayalı eski düzen yerine nesnelere bağımlılığa dayalı ücretli emek - sermaye düzeninin gelmesini anlamaktaydı.

              Aydınlanmacı eleştiri içinde doğduğu gerçekliği pozitifinden okur. Marks, aydınlanmacı eleştiriyi burjuvazinin nefesinin tükendiği yerden alıp aynı pozitif okuma temelinde ilerletmiş değildir. Marks, aydınlanmacı eleştiriyle aynı dalga boyunda hareket etmez.

              Marks’ın eleştirisi, mevcut insana aykırı gerçekliği negatifinden okur. Fiili gerçekliği negatifinden okumak, fiili gerçekliğin içindeki inkâr faaliyetini görmek demektir. İnkâr faaliyeti, mevcut insana aykırı gerçekliği tersyüz ederek insana ait gerçekliği yaratmaya yönelen devrimci, pratik-eleştirel faaliyettir.

              Marks’ın eleştirisi, mevcut gerçekliği pratikte eleştiren devrimci mücadelenin teorik ifadesidir. Devrimci, pratik-eleştirel mücadele, insana yabancılaşmış faaliyeti pratikte inkâr ederek, sahici insan faaliyetini yaratma mücadelesidir. Onun için Marks’ın eleştirisi, aydınlanmacı eleştirinin pozitif boyutunda değil, fakat teorik ifadesi olduğu pratik-eleştirel faaliyetin açtığı negatif boyutta hareket eder.

              Marks’a göre, “dinin eleştirisi bütün eleştirilerin öncülüdür”. O halde, Marks’ın eleştiriden ne anladığını sergilemek için, Marks’ın din eleştirisini nasıl ele aldığına bakalım: “Dine karşı eleştirinin temeli şudur: Dini insan yaratır, din insanı yaratmaz. Din, gerçekte, kendisini henüz bulamamış ya da tekrar kaybetmiş kişinin kendisi hakkındaki bilinci ve kendisine saygı duymasıdır. Fakat insan, bu dünyanın dışında mekân tutmuş soyut bir varlık değildir. İnsan, insanın dünyasıdır, yani devlettir, toplumdur. Bu devlet, bu toplum, dünyanın tersine dönmüş bilinci olan dini yaratır. Çünkü devletin, toplumun kendisi tersine dönmüş dünyadır. Din, bu dünyanın (bu tersine dönmüş dünyanın - YZ) genel teorisidir, ansiklopedik veri dökümüdür, popüler biçimdeki mantığıdır, manevi anlamda onur meselesidir, heyecanıdır, moral onaylanmasıdır, kutsal tamamlayıcısıdır. Din, bu dünyanın (bu tersine dönmüş dünyanın - YZ) mazeret ve tesellisinin evrensel temelidir. Din, insani öz sahici bir gerçeklik kazanamadığı için, insani özün fantastik biçimde gerçekleşmesidir. Bu nedenlerle, dine karşı mücadele, dolaylı olarak, ruhsal aroması din olan dünyaya (tersine dönmüş dünyaya - YZ) karşı mücadeledir.

              “Dinsel ıstırap çekme, aynı zamanda, hem gerçek ıstırabın ifadesidir hem de gerçek ıstıraba karşı protestodur. Din, ezilmişlerin of çekmesidir, kalpsiz dünyanın kalbidir, ruhsuz koşulların ruhudur. Din halkın afyonudur.

              “Halkın illüzyon biçimindeki mutluluğu olarak dinin ortadan kalkmasını istemek, halkın sahici mutluluğunu talep etmektir. Halkı içinde bulunduğu koşullar hakkındaki illüzyonlarından vazgeçmeye çağırmak, illüzyonu gerektiren koşulları terk etmeye çağırmak demektir. Dinin eleştirisi, bu nedenle, dinin hilallediği bu acılar vadisinin embriyonik eleştirisidir…

              “Öyleyse tarihin görevi, gerçekliğin öteki dünyası yok olup gittikten sonra, bu dünyanın sahicisini ortaya çıkarmaktır. Tarihin hizmetindeki felsefenin acil görevi, insanın kendisinden yabancılaşmasının kutsal biçiminin maskesi düşürülünce, yabancılaşmanın kutsal olmayan biçimlerinin de maskesinin düşürülmesidir. Böylece, cennetin eleştirisi yeryüzünün eleştirisine, dinin eleştirisi hukukun eleştirisine, teolojinin eleştirisi siyasetin eleştirisine dönüşür.” (K. Marks, “Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkıya Giriş”, Şubat 1844, METY, (İng.), c. 3, s. 175.)

              Aydınlanmacı eleştiri dini yanlış bilinç olarak görür. Bu tespitten hareketle, “yanlış”ı zihinlerden kovarak yerine “doğru”yu yerleştirmeye çalışır. Marks dini, gerçek dünyanın zihne yanlış yansıması olarak, yani yanlış bilinç olarak ele almaz. Dinin mistik bilinç biçimi olması başka şeydir, yanlış bilinç olarak görülmesi başka şeydir. Marks hiçbir yerde “yanlış bilinç” lafını kullanmamıştır. Marks’ta bilinç, insanların içinde bulunduğu fiili ilişkilerin zihinsel yansımasıdır. Bu bağlamda, “din âlemi, gerçek dünyanın (tersine dönmüş dünyanın - YZ) yansımasından başka bir şey değildir”. (K. Marks, “Metaların Fetişizmi ve Bunun Sırrı”, Kapital, 1867, (İng.), c. 1, s. 83.)

              Dinsel bilinç insanların içinde bulunduğu faaliyetin bir yansıması olduğuna göre, dinsel bilinç biçimlerinin şifrelerini çözerek mevcut toplumu anlamaya yaklaşmak mümkündür. Dinin fantastik bilinç biçimlerinde şifrelenen, insanların sahici insanlık özlemidir. O halde, insanlar sahici insanlık özlemi içinde olduklarına göre, mevcut koşullar insanca değildir.

              Dini, evet, insan yaratır. Ama dini zihninde yaratan insan, içinde bulunduğumuz bu toplumun ürünüdür. O halde sorun zihinlerde değil, fakat insana aykırı toplumdadır, yani tersine dönmüş gerçek dünyanın kendisindedir. O halde din eleştirisi, gerçek dünyanın niye tersine dönmüş olduğunun sorgulanmasına büyümek durumundadır.

              Marks’a göre, doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının birbirinden ayrılması, insan ile doğa arasındaki alışverişi sağlayan emek sürecini insana yabancı bir süreç haline getirmiştir. İnsana yabancılaşmış emek süreci, mülkiyet, mübadele, meta, değer, para, sivil toplum, devlet gibi insana aykırı toplumsal ilişki biçimleri, yani tersine dönmüş bir dünya yaratmaktadır.

              İnsana yabancılaşmış faaliyet, insana aykırı toplumsal ilişkiler yaratarak insandan bağımsız bir güç haline gelmekte ve dönüp insanı tahakküm altına almaktadır. İnsanın yarattığı tanrı nasıl bağımsız bir güç haline gelerek insan yaşamını düzenlemekteyse, aynı şekilde, insanın kendi faaliyetiyle yarattığı insana aykırı toplumsal ilişkiler de bağımsız bir güç haline gelerek insan yaşamını fiilen düzenlemektedir:

               ”Tıpkı dinde insanın kendi beyin ürünleri tarafından yönetilmesi gibi, kapitalist üretimde de insan kendi elinden çıkma ürünler tarafından yönetilir.” (K. Marks, Kapital, 1867, (İng.), c. 1, s. 582.)

               İnsanların kontrol edemedikleri doğa güçleri, insanlara mistik, yani gizemli olgular olarak görünür. Benzer şekilde insanlar mülkiyet, mübadele, meta, değer, para, piyasa olarak katılaşan kendi yabancılaşmış faaliyetlerini de kontrol edememektedirler. Böylece insanların kendi faaliyetleri, insanların karşısına insandan bağımsız, garip, tuhaf, mistik toplumsal güçler olarak çıkmaktadır.

              Din, bu tersine dönmüş dünyanın, yani bu mistik maddi ilişkilerin popüler bilincidir. Eğer bu bilinç akıl dışı ise, sorun onu yaratan tersine dönmüş dünyanın akıl dışı olmasındadır. Onun için, eğer din eleştirisinde tutarlı olunacaksa, eleştiriyi, dini yaratan akıl dışı koşulların, yani insanı tahakküm altına alan toplumsal ilişkilerin eleştirisine büyütmek gerekir.

              Din, insana aykırı toplumsal ilişkiler içine hapsolmuş insanın sahici insanlığı çaresizce arayışıdır. Bu tersine dönmüş dünyada “insani öz sahici bir gerçeklik” kazanamamıştır. Mevcut dünyayı yaratan insana aykırı faaliyet içinde insanın insanlığını reddedilmektedir. Din, mevcut dünyada insanca yaşayamayan insanların, mevcut dünyanın kavramlarıyla zihinlerinde tasarladıkları “insanca yaşam” modelidir. Din, mevcut dünyada kendisini sahici insan olarak henüz inşa edememiş, yani sahici bir gerçeklik edinememiş olan insanın, özlediği insanlığı zihninde “fantastik biçimde” gerçekleştirmesidir.

              “Din halkın afyonudur” ezberi, içinde bulunduğu anlam bütününden koparılarak, zihni tembelleştiren bir şehvetle tekrarlana tekrarlana, Marks aydınlanmacı bir yavanlığa indirgenmiştir. Cahiliye devri solcuğu bu cümleyi aydınlanmacı sığlıkta kullanmıştır: Din, egemen sınıfların yığınlara enjekte ettiği zihinsel bir uyuşturucudur! O halde külliyen reddedilmelidir. Oysa cümle ait olduğu bütün içinde okunursa farklı bir anlama gelmektedir:

              “Dinsel ıstırap çekme, aynı zamanda, hem gerçek ıstırabın ifadesidir hem de gerçek ıstıraba karşı protestodur. Din, ezilmişlerin of çekmesidir, kalpsiz dünyanın kalbidir, ruhsuz koşulların ruhudur. Din halkın afyonudur.”

              Yukarıdaki anlatıma göre toplumda gerçek bir ıstırap çekilmektedir. Din, bu gerçeği kendi fantastik söylem ve ritüelleriyle hem ifade hem de protesto etmektedir. Din, ezilmişler açısından, bu kalpsiz dünyada tahayyül edilebileceği kadarıyla insanca özlemlerin paylaşılmasıdır. Bu anlatım zincirindeki afyon metaforu, bugünkü anlamıyla insanı insanlıktan çıkaran uyuşturucu maddeye değil, fakat o devir tıbbında acılara karşı kullanılan ağrı kesici ilaca gönderme yapmaktadır. Afyon metaforuyla kastedilen, ezilmişlerin dinsel ritüellerde yan yana gelerek ruhen dayanışmaları, çeşitli kolektif avuntu pratikleriyle çektikleri gerçek acıları bir nebze olsun hafifletmeleridir.

              Din, bilinci olduğu tersine dönmüş dünyanın insana aykırı karakterinin zımnen farkındadır. “Asr-ı saadet” özlemi, “öbür dünya”daki sonsuz mutluluk vaadi, şimdiki gerçek dünyada bir şeylerin ters gittiğinin duyumsandığına işaret eder. Dindeki ezoterik-bâtıni yorumlar, toplumsal pratikteki insana yabancılaşmış karakterin yalnızca farkında olmanın da ötesindedir. Ezoterik-bâtıni yorumlar, tarih boyunca yabancılaşmış karaktere karşı direnişin, dinsel görünümlü halk ayaklanmalarının zihinsel gıdası olmuştur.

              Dini yaratan yabancılaşmış toplumsal pratiğin, yani mülkiyet, meta, değer, para, devlet gibi mistik toplumsal olguların şifresi pozitivist bakış açısıyla asla çözülemez. Çünkü pozitivist bakış, toplumu bir muammaya çeviren bu mistik olguları hiç eleştirip sorgulamaz. Pozitif bilimci yaklaşım, mistik toplumsal olguları sanki ebedî gerçeklermişçesine olduğu gibi kabul eder. Pozitif bilimci yaklaşım, akıl dışı toplumsal ilişkilerin “akla uygun” teorisini yaparak, o insana aykırı ilişkileri insanlara doğalmış gibi göstermeye çalışır. Böylece tersine dönmüş dünyanın yeniden üretilmesine hizmet eder.

              Dinsel düşünceler, insana yabancılaşmış faaliyetin yarattığı mistik toplumsal ilişkilerin zihindeki fantastik yansımalarıdır. Ekonomi politik, sosyoloji gibi pozitivist yaklaşımlar da aynı mistik olguların zihindeki “bilimsel” yansımalarıdır. O halde, dinin fantastik argümanların mantıksal olarak çürütülmesi, yerine pozitif bilimlerin yol göstericiliğinin ikame edilmesi, zihni içinde bulunduğu mistik sislerden kurtarmaz. 

              Gerçek dünyanın tersine dönmüş hali düzeltilmediği sürece, zihinlerdeki mistik sisler dağılmaz. İnsan faaliyeti sapkın halden kurtarılıp insana yaraşır faaliyet haline getirilmediği sürece, toplumdaki mülkiyet, meta, değer, para, devlet gibi mistik olgular ve o olguların çeşitli düzeylerdeki mistik bilinci sürekli olarak yeniden üretilir.

              Marks’taki din eleştirisi, tersine dönmüş dünyanın yalnızca dinsel bilincini reddeden ateizm savunusu değildir. Marks’taki din eleştirisi, tersine dönmüş dünyadaki mistik toplumsal olguların dinsel ifadesine karşı çıkan, ama aynı mistik ilişkilerin “bilimsel” teorisini yapan pozitif bilim savunusu da değildir.

              Marks’ta eleştiri, toplumu saran sis perdelerini kat be kat ortadan kaldırarak, sislerin arkasında katledilmekte olan insanı komünal insan olarak inşa etme mücadelesidir. İnsana yabancılaşmış faaliyet içinde insanın insanlığı reddedilmektedir. Marks, bunu ortaya çıkarmak için, toplumdaki “var olan her şeyin acımasızca eleştirisi”ni yapar. Marks, eleştiriyi dinin eleştirisinden hareketlendirerek ekonomi politiğin, sivil toplumun, siyasetin, devletin eleştirisine doğru her cephede saldırıya dönüştürür. Marks, toplumu bir muammaya çeviren mistik ilişkilerin, fetiş biçimlerin tamamına ve onları mazur gösteren bütün teorik sistemlere taarruz eder:

               ”Tarihin hizmetindeki felsefenin acil görevi, insanın kendisinden yabancılaşmasının kutsal biçiminin maskesi düşürülünce, yabancılaşmanın kutsal olmayan biçimlerinin de maskesinin düşürülmesidir. Böylece, cennetin eleştirisi yeryüzünün eleştirisine, dinin eleştirisi hukukun eleştirisine, teolojinin eleştirisi siyasetin eleştirisine dönüşür.”

               Aydınlanmanın dine hurafe teşhisi koymasının mantıksal sonucu, halka “doğru” bilgiler öğretmenin çare olarak görülmesidir. Bu nedenle, aydınlanmanın laiklik mücadelesinde eğitim unsuru belirgin bir vurgu taşır. Maarifçi yaklaşım, pozitif bilimle aydınlanmış bireyler yetiştirerek toplumun dönüştürülebileceğini savunur. Aydınlanmanın etkilerini taşıyan ilk ütopik sosyalistler de sabırlı eğitim çalışmasıyla insanları sosyalizme ikna edebileceklerini sanmışlardır. Oysa Marks’a göre, insanlara “doğru”ların öğretilmesi yoluyla gerçek dünyanın tersine dönmüş hali düzeltilemez.                                                   

              Marks’a göre yığınların zihninin gizemden arınması, eğitim-öğretim faaliyetine değil, fakat mistik toplumsal işleyişleri fiilen ortadan kaldırmaya yönelen devrimci, pratik-eleştirel faaliyete bağlıdır. İnsana aykırı ilişkileri ortadan kaldırmak için, böylece sahici insan ilişkilerini yaratmak için, bütün mistik toplumsal ilişkilerin, fetiş biçimlerin ve bunların zihinsel yansımalarının devrimci, pratik-eleştirel faaliyetle dönüştürülmesi gerekmektedir.

              İnsanları tahakküm altına alan mülkiyet, mübadele, meta, değer, para, devlet gibi mistik maddi işleyişler evrensel bir devrim süreci içinde ortadan kaldırılınca, insan faaliyeti doğrudan doğruya insanların ortak denetimine girecektir. Evrensel insanlığın kendi faaliyetini ortak denetime almasıyla, sahici insan faaliyeti ortaya çıkacak, böylece gerçek dünyanın zihinsel yansıması saydam, açık ve anlaşılır olacaktır:

              “Günlük yaşamdaki pratik ilişkiler insanın insanla ve insanın doğayla ilişkilerini mükemmelen anlaşılır ve makul bir ilişki olarak sunduğu zaman, işte ancak o zaman, gerçek dünyanın dinsel yansıması tamamen kaybolup gidecektir.

              “Özgürce birleşmiş insanlar saptanmış bir plâna uygun olarak ve bilinçli bir biçimde üretimi düzenlenmedikçe, maddi üretim sürecine dayanan toplumun yaşam süreci kendisini saran mistik tülü (mülkiyet, meta, değer, para, sermaye gibi mistik toplumsal olguları ve onların mistik bilincini - YZ) sıyırıp atamaz.” (K. Marks, “Metaların Fetişizmi ve Bunun Sırrı”, Kapital, 1867, (İng.), c. 1, s. 84.)

 

   	 										Yusuf ZAMİR

                                                                                                

 

 

 

 

Bu sitede harici kaynak gösterilmeden yayınlanan her türlü yazı, resim, fotoğraf, ses, görüntü ve materyalin
izinsiz olarak ve kaynak girilmeden kopyalanması veya alıntılanması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa aykırıdır.

Forum Dergi Bilim Nedir? Makaleler